Barbaros’un Atölyesinde Huma Kuşu ve Ercüment’in Hikâyesi
28 Şubat 2026 Cumartesi

Yavre yavrey, huma kuşu yükseklerde seslenir...
Yavre yavrey sen ağlama, kirpiklerin ıslanır, ıslanır...
Kendini kaybetmişçesine yüksek sesle bir bağırtı.
Atölyeden elimde bezle dışarı çıktım. “N’oluyor lan?” dedim. Ortağım Barbaros, gözlük bankosuna kollarını dayamış, pür dikkat karşısındakini dinlerken bana parmağını dudağına götürerek sus işareti yapıyor. Karşısında ince bıyıklı, temiz tıraşlı, başında beyaz takkeli, bol İslami giyimli, temiz yüzlü bir genç. Bağırmayınca sesi de güzel aslında.
Yavre yavrey sen ağlama, kirpiklerin ıslanır, ıslanır...
Şaşkınlıkla atölyeye geri dönecekken, Barbaros gözlerini kapatıp başını aşağı sallayarak, yüzünde gülümsemeyle “biraz bekle” işareti yaptı. Bu Ramazan günü canı sıkılıyor belli ki, işletilecek birini bulmuş paşam. Yine işaret etti... Mealen:
— Kal biraz. Eğlenelim işte. Gözlüğü sonra yaparsın.
Ben de elimi tersçe sallayarak yine mealen:
— Hadi lan, dedim. Bu mübarek günde, oruçlu oruçlu milleti alaya mı alacağız?
Atölyeye girdim. Huma kuşu devam ediyor. Sonra, Barbaros’a çocuğu meze etmemek için dayanamayıp tekrar yanlarına gittim. Türkü sonrası Barbaros bir yenisini isteyecekken araya girdim.
— Sesin ne güzelmiş, dedim. Adın nedir?
— Ercüment.
Nedense yakıştıramadım bu ismi. Tekrarladım:
— Ercüment?
— Hee, Ercüment ama tekkede değiştirdiler ismimi. Şimdi Fahri Nur Ali oldum.
Nedense yeni ismini sevmediğini hissettim. Barbaros, türkü keyfi kaçtığı hâlde sohbetten uzak duramıyor. Pattadanak sordu:
— Molla mısın sen?
— İnşallah olacağım, diye yanıt geldi.
Bu sefer ben sordum:
— Nerelisin?
— Kars. Sarıkamış’tan.
Deminden beri beni atölyeden çıkarmaya çalışan Barbaros efendi, kontrolü ele almamdan hoşnut değil ki, oruçlu olduğu hâlinden belli; mollaya:
— Bir şey içer misin? diye soruyor.
İşsizlikten işi makaraya almaya alışkanlık hâline getiren Barbaros Bey’in, tarikat adına fitre, zekât istemeye gelmiş bir mollaya nasıl olup da türkü söyletmeyi başardığı anlaşılır gibi değil. Niye gözlük satmaya çalışmadı? Aynı çabayı neden satış konusunda göstermez de, iş şamata olduğunda beyimizin eline su dökülmez? Bu konuyu sonra ayrıca konuşuruz. Biz mollaya kulak verelim:
Bizim ailede mevlidhan yoh. İmam var, müezzin var, hacı var, hoca var; mevlidhan yoh. Meni hafız yapmah için dergâha gönderdiler ama, men mevlidhan olmak isterem.
Barbaros göz kırptı:
— Mevlidhan, gazelhan olursun, o kolay. Ama sesin ziyan olur, dedi. O Ses Türkiye diye bir şey duydun mu?
Heç kaçırmazam. Aslında men de isterem ama bilmenem.
Anlaşılan o ki Ercüment adı, Fahri Nur Ali’ye baskın. Mecburiyetten dine yönelmiş. Yoksa ruhunda fırtınalar kopuyor garibimin. Hani elinden bir tutan olsa, “Gel seni TV’ye çıkaralım, yarışmaya sokalım,” diyen biri olsa, o saat tarikatı falan bırakacak gibi görünüyor.
Ercüment gittikten sonra kollarını yine bankoya dayayıp arkasından uzun uzun bakan Barbaros’un bakışı bana yöneldi. Ben bu bakışı çok iyi tanıyorum. Hiçbir şekilde kabul edemeyeceğim bir teklif bakışı bu.
— Söyle söyle, dedim. Ne var dilinin altında?
— Dilimin altında değil de kafamın içinde var. İşler iyice düştü. Kirayı zor veriyoruz. Ben de çare arıyorum.
Şaşkınım. Barbaros düşünüyor, çare arıyor.
— Senin bulduğun hangi çare bizi batırmaktan beter etmez? dedim.
— Hani, dedi. Bu Instagram’da “Kâbe’de Hacılar” diye ilahi okuyan Celal diye bir adam var ya? Bu Ercüment de birkaç ritmik ilahi okusa, biz de peşinde def çalarak eşlik etsek, Insta’lar hazırlasak, milyonlar izlese, paralar aksa...
Bir hareketlendi oğlan. Barbi’nin böyle bir huyu var. Anlattıklarına inancı artınca ağzının suyu akar, ne yaptığını bilemez. Viledayı aldı. Ters çevirip:
— Bak, dedi, tepsiyi def gibi tokatlayarak,
Ercüment’e bir yeşil cüppe, arkaya da dükkânın loş ışığını verdik mi, al sana mistik hava. Sen de oradan “Allah Allah” diye vokal yaparsın, ben de videoyu çekerim. Altına da “Huma kuşu değil, gönül kuşu” yazarız. Viral olmazsak dükkânı devret bana.
— Saçmalama oğlum. Millet gözlük almaya gelmiyor, biz milletten layk mı dileneceğiz? Ayrıca çocuk mevlidhan olmak istiyor. Sen adamı TikTok fenomeni yapma peşindesin. Günahına girme garibin.
— Ne günahı be? Adamın içindeki cevheri ortaya çıkarıyorum. Hem fitre toplamaktan kurtulur, kendi parasını kazanır.
Allah biliyor ya, aklıma yattı. Ama yine de rol gereği sert bakışlarım üzerinde.
— Ben pide almaya gidiyorum, deyip çıktı. Bir daha da sözünü etmedi. Ama ben biliyorum ki bir işler çeviriyor. Karlı bir iş olduğuna da kanaat getirdi ki, daha da ısrar etmedi; hatta söylediğine de pişman oldu.
Ne yalan söyleyeyim, ben de pişman oldum. Bu zamanda alıp satmayla bir şey olmuyor. Ne varsa videoda, kurguda...
Barbi’nin ayda yılda bir mantıklı fare tutma teklifini gururumla ben harcadım. Umarım işi rast gelir.
Metin Turanlı
kaynak: https://optisyeninsesi.com/barbarosun-atolyesinde-huma-kusu-ve-ercumentin-hikayesi/
